“Bu Göç Çocuklar için Yeni Bir Travma”

Ayşegül Özbek
Facebook Twitter

Mültecilerin otobüslerle sınır kapılarına bırakılmalarının ardından Pazarkule’deki bekleyişleri sürerken Ege sahillerinde ise güvensiz botlarla Avrupa’ya geçişler devam ediyor.

Mülteci ailelerin çocuklarının yaşadığını çocuk hakları açısından değerlendiren Bilgi Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nden Prof. Mesude Atay, sınırdan yapılan haberlerle ilgili olarak “Çocuklara mikrofon dahi uzatılıyor” diyerek başka bir çocuk istismarının yaşandığının altını çiziyor.

Göç ve İnsani Yardım Vakfı’ndan avukat Selvi Tunç ise “Geride kalan mülteci çocukların, bu görüntüleri izledikçe yeni travmalar yaşamaları kuvvetle muhtemeldir” diyor.

“Yunanistan da Bulgaristan da Türkiye de Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne imza attı”

Prof. Atay, “İki şeyi özetlemek lazım; bu çocuklar haber yapılarak, onlara mikrofon uzatılarak çocuk istismarı yapılıyor. Ayrıca çocuklar devlet eliyle de istismar ediliyor. Yunanistan da Bulgaristan da Türkiye de Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne imza attı. Buradan şunu anlıyoruz ki hiçbir uluslararası sözleşmenin geçerliliği yok” dedi.

“Başlı başına bir insanlık utancı yaşıyoruz” diyen Atay özetle şunları söyledi:

“Bir bilinmezlik içindeler”

“Çocuklar söz konusu olduğu zaman bu utanç katlanarak artıyor. Televizyon ve sosyal medyada, çocuğun masumiyeti ve çocuğun mahrum olduğu pek çok şeyle ajitasyon yaratılan inanılmaz görüntülerle karşı karşıyayız. Yağmur altında, rüzgarda, ateş başında ısınmaya çalışan, annelerin kucaklarında çocuklar…

“Hiçbir çocuk orada ne oyunla kendini teselli edebilir ne de anne babasının yanında olmasıyla teselli bulabilir. Çünkü en yakınındaki kişiler de büyük bir kaygı ve korku içindeler. Bir bilinmezlik içindeler ve çocuklar bunu görüyorlar. Anne babalarına neler oluyor, burada neler oluyor sorusunu yanıtlayamıyorlar. Bu da yerini büyük bir travmaya bırakıyor. Herkes koşturuyor, karşı taraftan gaz bombaları geliyor, panik içindeler. Ve gündelik hayatlarında, Türkiye’de iyi kötü kurdukları düzenin dışına çıkıp birden bir kaosun içinde kendilerini buluyorlar.

“Çocuklar hemen her ortamda bile oyun çırakabilirler. Ateş altında bile çocuklar oyun çıkarabiliyor. Kendi etkinliklerine odaklanarak kendilerini rehabilite edebilme gücüne sahiptirler. İlk dikkatimi çeken şey Pazarkule’de bir ormanlık arazide, ağaç var, taşlar var. Yine iyi kötü çocuklar kendi kendilerine oyun kurması lazım, ama burada izlediğimiz akın akın gitme çabasında çocukların tamamen sinmiş oldukları. En çok dikkatimi çeken o oldu. Sessizleşmiş, sakinleşmişler ve sinmişler. Bu ciddi ipucu bizim için.”

“Naklen insanlık dramı”

Sınırdan yapılan haberlerle ilgili olarak ise “Çocuklara mikrofon dahi uzatılıyor” diyerek başka bir çocuk istismarının yaşandığının altını çiziyor.

“Çünkü bu çocukların yüzleri belirgin. Çocukların özellikle yüzlerine kamera odaklanıyor. Naklen bir insanlık dramını evlerimizde izliyoruz. Bu yayınlar, kayıtlar sonuçta kaybolmayacak ve bu çocuklar günün birinde kendileri olmasa bile, kendi döneminden başka çocukları gördüklerinde travma sonrası bir takım sıkıntıları da atlatmakta zorlanacaklar. Bu durum sadece çocuğu değil, mültecileri de bir nesne haline getirdi. Çocuk da bunun daha ilgi çeken kısmı, neden? Masum çocuk, mahrumiyeti var çocuğun. Oyundan, beslenmeden, barınmadan, çocuğa ait ne varsa ondan mahrum. Nesneleşen insanlık ve insan. İnsanlığın içi boşaltıldı.”

Prof. Mesude Atay çocukların apar topar bir şekilde düzen değiştirmek zorunda kalmaları üzerine de şunları söyledi

“Çocuklu aileler için sistematik geçişler yapılabilirdi”

“Bu çocuklar sınırlara koşturulmadan önce birden bire haber geldi sınırlar açıldı ve ‘Avrupa’ya doğru gidebiliriz’ diye. Anne babalar, yetişkinler çocuğunu düşünerek de gitmek istiyorlar, bir gelecek umuduyla. Ara ara yaptığımız görüşmelerde de çıkıyor, ‘orada çocuğumun geleceğini garanti altına almak istiyorum’ diyorlar. Demek ki Türkiye’de de çok mutlu değiller. Çok ihtiyaçları var ve verilen sözlerin bir kısmı tutulmadı. Ama iyi kötü bu çocukların bir günlük rutinleri vardı. Ki çocuklar için bu çok önemlidir. Yer değiştirme travma yaşatır, ev değiştirme bile travma yaratır. Onların ruh sağlığını düşündüğümüz zaman bazı şeylerle baş ediyor gibi görünürler ama o travmaları geleceğe taşırlar.

TIKLAYIN – “Çocuklarım Güvende Olsun Neresi Olursa Olsun”

Bu günlük rutinlerin değişmesi yani eğitimden mahrum olma, evde, sokakta oynağı oyunlardan mahrum olma ve anne babanın neşesinin bir anda bitmesi… Hayat birden bire alt üst oldu. Çocukların travmasını tarif etmeye cümleler yetmez. Ayrımcılığın içinde, adil olmayan bir yaşamın ve maalesef kirli siyasetin birer aracı olmaktan öteye gidemeyecekler.

İnsanlığın, belki 21. yüzyılın en büyük ayıplarından bir tanesini yaşıyoruz. Bütün Avrupa ülkeleri de buna dahil. 15, 16 yaşında yalnız yola çıkmış gençleri de görüyoruz. Hiç olmazsa çocuklu ailelerle görüşülerek daha sistematik geçişler yapılabilirdi. Çocukların koruma altına alınması gerekiyordu. Nerede çadırlar ve yardımlar? Doğal afete gerek yok ki. O ara bölgede gerekenler neden yapılmıyor?”

Tunç: Medyanın çocuk haberlerini veriş şekli sıkıntılı

Göç ve İnsani Yardım Vakfı’ndan avukat Selvi Tunç ise çocuklar özelinde şu yorumu yaptı:

“Medyaya yansıyan görüntülerde; ‘çocuğun yaşama ve hayatta kalma hakkı’, ‘çocuğun korunma, güvenlik ve gelişme hakkı’ , ‘çocukların her türlü istismar, şiddet, ihmal ve sömürüden korunma hakkı’, ‘çocuğun yüksek yararı ilkesi’, ve ‘ayrım yapmama’ gibi temel haklarının ihlal edildiği görülüyor. Yetkililerin bu ihlallere sessiz kalması Türkiye’nin taraf olduğu pek çok uluslararası sözleşmeye de aykırılık teşkil ediyor. Yine insan kaçakçılığı yaptıklarını açık bir şekilde ifade eden kişiler hakkında bildiğimiz kadarıyla bir soruşturma yürütülmemesi, bu kişilerin bu eylemlerine devam edeceklerini belirtmeleri daha pek çok çocuğun hak ihlallerine maruz kalacağı tehlikesini gösteriyor.

Tüm bu hak ihlalleri yaşanırken medyanın çocuk haberlerini veriş şekli de oldukça sıkıntılı. Haberler verilirken hak temelli bir bakış açısı yerine, çocukların görüntüleri açık bir şekilde verilip sorunun kaynağı ve arka planı görmezden geliniyor. Mülteci çocukların kendileri/ailelerinin can güvenliği ve gelecekteki “iyi olma” halleri için basında açık kimlik ve görüntüleri yayınlanırken hassas yaklaşılması gerekirken aksi bir yaklaşım yaşanıyor. Ayrıca geride kalan mülteci çocukların; bu görüntüleri izledikçe yeni travmalar yaşamaları da kuvvetle muhtemeldir.”