Çocuğun Çocuğa Cinsel İstismarında Hapis Cezası Çözüm mü?

Beyza Kural- Selmin Cansu Demir 30 Mart 2018 Türkçe
Facebook Twitter

Çocuğun cinsel istismarının önlenmesi, istismar yaşandığında cezasızlığa karşı mücadele sürüyor. Peki, çocuğun çocuğa cinsel istismarında yetişkinlerle aynı yöntemler mi uygulanmalı?

Sekiz yaşında bir kız çocuğunu zorla götürdükleri yerde “cinsel istismar”dan yargılanan 13 ve 15 yaşındaki iki oğlan çocuğuna geçtiğimiz hafta yedi ve 12 yıl hapis cezaları verildi.

Çocuk istismarının önlenmesi ve istismar gerçekleştiğinde de cezasızlığın yaşanmaması, istismara uğrayan çocuğun haklarının korunması için mücadele sürüyor.

Çocuğun cinsel istismarını gerçekleştiren de çocuk iken ne yapmalı? Çocuğun çocuğa cinsel istismarında hapis cezası çözüm mü? Hapishaneler istismar suçuyla tutuklu ve hükümlü çocukları nelerle karşı karşıya bırakır? Hapishane sonrasında suçla ilişkileri nasıl olur? Alternatif tedbirler nelerdir? Türkiye’de ve dünyadaki uygulamalar neler?

Soruları, Özyeğin Üniversitesi öğretim greövlisi ve avukat Selmin Cansu Demir‘e yöneltiyoruz.

Avukat Demir, “Çocuk yargılamasının temel prensibi, fiile değil fiili gerçekleştiren çocuğa odaklanarak, onun neden suç işlediğini tespit edip, bir daha suç işlememesi için gerekli müdahale ve desteği çocuğa sunmak” diyor.

Evrensel prensiplere göre, hapis cezasının çok nadir durumlarda, son çare olarak ve kısa süreli tercih edilmesi gerektiğini söylüyor. Bu cezanın çocukların toplumda yapıcı ve üretken roller üstlenmelerine yardımcı olması ve çocuklara sosyal, kültürel, mesleki, psikolojik, tıbbi ve fiziki yardım sağlanmasını amaçlamasını vurguluyor.

Hapishanelerde çocukların yargılandıkları suçun mağduru olma tehlikesi yaşadıklarını, hapis cezasının ardından başka suçlarla tekrar hapishaneye geri döndüklerini anlatıyor.

Çocuklara ceza değil, korunma ve desteklenme ihtiyacına uygun tedbir kararlarının verilmesi gerektiğini söylüyor. Mağdurun da çocuk olduğunu unutmadan onarıcı adalet anlayışının tesisinin önemine işaret ediyor.

Hapis cezası ve çocuk

Avukat Demir, Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin çocukların özgürlüğünden yoksun bırakılmasının son çare olmasını ve en kısa süre ile uygulanması ilkesini getirdiğini hatırlatıyor. Bu ilke suçlar arasında herhangi bir ayrım gözetmeden kabul edildi ve Çocuk Koruma Kanunu ile de benimsendi.

* BM Çocuk Hakları Komitesi, çocuklar tarafından cinsel istismar gibi ciddi suçların işlendiği durumlarda, kamu güvenliği ve yaptırım ihtiyaçlarının göz önüne alınması dahil olmak üzere suçun ciddiyet derecesi ve suç işleyenin şartlarıyla orantılı olarak kapatılmanın değerlendirilebileceğini, ancak çocuklar söz konusu olduğunda bu tür değerlendirmelerde çocuğun esenliğini ve yüksek yararını koruma ve toplumla yeniden bütünleşmesini destekleme ihtiyacının her zaman baskın çıkması gerektiğini vurguluyor.

* Evrensel prensipler, çok nadir durumlarda ve son çare olarak tercih edilmesi gereken hapis cezasının, çocukların toplumda yapıcı ve üretken roller üstlenmelerine yardımcı olması ve çocuklara, yaşları, cinsiyetleri ve kişilikleri ile uyumlu sosyal, kültürel, mesleki, psikolojik, tıbbi ve fiziki yardım sağlanması amacıyla yapılması, tutukluluk süresinin sınırlandırılmasını ve tutuklama kararının çocuk hakkında yapılan sosyal incelemeden sonra değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.

* Günlük hayatta taciz, tecavüz, sarkıntılık şeklinde tanımlanan cinsel şiddet biçimleri TCK 103. maddede çocukların cinsel istismarı başlığında düzenleniyor.

Yargılandığı suçun mağduru olma tehlikesi

Hapis cezası uygulandığı durumlarda hapishanelerin istismar suçuyla yargılanan çocukları nelerle karşı karşıya bıraktığı konusu da istismar mağduru olmaktan eğitim hakkının engellenmesine dek ihlaller içeriyor.

Sincan Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda Adalet ve Milli Eğitim bakanlıklarından temsilciler, psikologlar, öğretim üyeleri ve hukukçuların katıldığı, geçtiğimiz hafta gerçekleşen toplantıda paylaşılan veriler basında şöyle yer aldı:

*  Çocuk ve gençlik cezaevlerinde 13-18 yaş arasında 2 bin 818 çocuk kalıyor. Bu çocukların 2 bin 721’i erkek, 97’si kız. Yarısından fazlası cezaevinden çıktıktan sonra tekrar suça sürüklenip, geri dönüyor.

 

Demir anlatıyor:

* Mahpus çocuklar, şehir merkezlerinden uzaklarda inşa edilen hapishanelerde tutuluyorlar. Üstelik eğer o ilde çocuk hapishanesi yoksa yetişkin hapishanelerindeki çocuk koğuşlarına kapatılıyorlar.

* Kurumlardaki mekansal koşullar, çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimleri ile uyumlu değil ve ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz.

* Çocuklar kurumlarda çıplak arama gibi keyfi uygulamalara maruz kalmanın yanı sıra çocuk olmaları nedeniyle sahip oldukları temel haklara da erişemiyorlar. Örneğin örgün eğitim hakkından yararlanamıyorlar.

* Hijyen, sağlık, beslenme, ısınma, kültürel etkinlik gibi ihtiyaçları gereksinim duydukları şekilde karşılanamıyor.

* Dış dünya ile temasları çok sınırlı. Ayda üç kapalı, bir açık görüş hakları var. Çoğu aile yoksulluk nedeniyle çocukların görüşlerine gelemiyor.

* Kurumlar güvenlik esaslı olsa da çocuklar içeride pek çok suçun mağduru olabiliyor. Pozantı ismi ile hatırladığımız hak ihlalleri farklı kurumlarda farklı ağırlıklarda yaşanmaya devam ediyor. Koğuşta akran zorbalığına maruz kalan, cinsel istismara uğrayan, işkence gören, öldürülen pek çok çocuğun yaşadıkları AİHM kararlarına ve dava dosyalarına yansımış durumda.

Hapisten sonra

İstismar suçundan hapis cezası alan bir çocuk hapishaneden çıktığında erişkin yaşa erişmiş oluyor. Bu durumda suç ile ilişkisi ne oluyor, tahliye sonrası destek hizmetleri ne durumda?

* Hapishaneden tahliye olan çocuk ve gençler için tahliye sonrası destek hizmetleri yok denecek kadar az.

* Hapishanede pek çok hakkından mahrum kalan, yıllarca kapatılmanın etkilerini yaşayan, toplumdan soyutlanan, damgalanan, yalnızlaşan, eğitimi ve mesleği olmayan gençlerin toplumla yeniden bütünleşmeleri mümkün olamıyor. Bu nedenle daha fazla suçu daha ağır şekilde işliyorlar.

* Kapalı kalınan sürenin çocukta yarattığı zararın, tahliye sonrasında giderilmesi mümkün olamıyor.  Bu durumda çocuklar önce suç ile ilişi kurmalarına neden olan ortamlara ve sonra da daha ağır suçları işlemiş olarak infaz kurumlarına geri dönüyor.

Alternatif tedbirler

Hapis cezasına alternatif tedbirler neler?

* Çocuk yargılamasının temel prensibi, fiile değil fiili gerçekleştiren çocuğa odaklanarak, onun neden suç işlediğini tespit edip, bir daha suç işlememesi için gerekli müdahale ve desteği çocuğa sunmak. Çocuklar, yetişkinlerden farklı olarak kendilerine özel mahkemelerde farklı özel kurallar uyarınca yargılanır.

* Evrensel prensiplere göre mükerrirler de dahil olmak üzere, suça sürüklenen çocuklar, çocuğun toplumla yeniden bütünleşmesini ve toplumda yapıcı bir rol üstlenmesini destekleyecek şekillerde muamele görme hakkına sahip.

* Çocukların esenliklerine uygun ve içinde bulundukları şartlara ve işledikleri suça orantılı bir şekilde muamele görmesini sağlamak için geniş bir etkili tedbirler dizisi geliştirmek ve uygulamak gerekli.

* Özellikle, koruma tedbiri, yönlendirme ve gözetim kararları, danışmanlık, şartlı salıverme, bakım için yerleştirme, eğitim ve meslek öğretme programları ve diğer kurumsal bakım seçenekleri gibi çeşitli düzenlemelerin mevcut olması gerekir. Türkiye’de çocuklar için öngörülen bu tür tedbirler oldukça sınırlı ve ne yazık ki alt yapı eksiklikleri nedeniyle uygulamasında sorunlar var.

* Yağma, öldürme, cinsel istismar gibi suçlar ise katalog suç olarak kabul edildiği için uygulamada neredeyse otomatik olarak bu suçlara faili çocuk da olsa tutuklama kararı veriliyor.

Ceza sorumluluğu

Türkiye

Demir, Türkiye’de suça sürüklenen çocukların ceza sorumluluklarının belirlenmesi ile ilgili ciddi sorunlar olduğunu vurguluyor.

* Suça sürüklenen çocuklar bakımından TCK’da yaş ayrımı var. Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması halinde ceza sorumluluğu yok.

* Ceza sorumluluğu, çocuğun entelektüel seviyesini ya da zeka durumunu değil, işlediği fiil ile ilgili bireysel ve çevresel özellikleri ile hukuki muhakeme ve hukuki bilgi düzeyinin dikkate alınması gerektiğini ifade eden bir kavram. Bu nedenle, biyolojik, psikolojik, bilişsel, ahlaki ve sosyal gelişim süreci içinde olan ve değer yargıları yeterince olgunlaşmayan çocuklara ceza değil, korunma ve desteklenme ihtiyacına uygun tedbir kararlarının verilmesi gerekir. 15 yaşını doldurmuş olup da 18 yaşını doldurmayan çocukların ise ceza sorumluluklarının olduğu kabul ediliyor ve ceza sorumluluklarına ilişkin herhangi bir araştırma yapılmıyor.

* Türkiye’de ceza sorumlulukları olduğu kabul edilerek, olmadığı ispat edilmeye çalışılıyor. Bu araştırmalar da nitelikli ve amacına hizmet eden şekilde yapılmadığı için çocuklar hem adli sürecin sonunda ciddi hapis cezalarına çarptırılabiliyor.

Dünyadan örnekler

Ceza sorumluluk yaşına dair dünyadan örnekleri şöyle sıralıyor:

* Almanya, Fransa gibi ülkelerde çocuklar bakımından ceza sorumluluğu yok kabul ediliyor ve varlığı kanıtlanmaya çalışılıyor.

* Almanya’da, ceza sorumluluğu bakımından 14 yaş altı için mutlak sorumsuzluk hali varken 14 – 18 yaş grubu çocuklar için işledikleri iddia olunan fiilin hukuka ve ahlaka aykırılığını kavrayabilecek olgunlukta olup olmadıkları değerlendiriliyor.

* Fransa’da 13 yaşından küçük çocukların ceza sorumluluğu yok, 13 – 18 yaş arasındaki çocukların ise ceza sorumluluklarının olmadığı varsayılıyor ve olayın koşulları ve çocuğun kişisel özellikleri dikkate alınarak işledikleri suçtan sorumlu tutulup tutulamayacakları değerlendiriliyor.

* İspanya’da 14 yaşın altında çocukların ceza sorumluluğu kabul edilmezken, çocukların işledikleri suçlarda farklı kanun hükümleri uygulanıyor.

Ne yapılmalı? 

Demir, Türkiye’de hükümlü çocuklar için eğitim evleri alternatifi varken tutuklu ve hüküm özlü çocukların kapalı infaz kurumlarında kaldığına dikkat çekiyor.

Eğitim evleri örneği

* Türkiye’de Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun hükümlerine göre, hükümlü çocuklar, firara karşı engeli bulunmayan, gündüz dışarı çıkarak okula ya da işe gidebildikleri, eğitim, meslek edinme ve toplumla yeniden bütünleşme amaçlarının gözetildiği, aileleri ile daha rahat iletişim ve görüşme imkanlarının bulunduğu örneğin ücretli kurum telefonları ile haberleşebildikleri, açık görüş yapabildikleri, yılda dört kez izin aldıkları, eğitim evlerine kalabiliyor.

* Türkiye’de dört eğitim evi var. Bin çocuk hükümlü ancak bunların hepsi bu kurumlarda değil çünkü hakkında başka dosyadan tutuklama kararı verilmişse ya da  disiplin suçu nedeniyle kapalı cezaevine iade edilmişse bu kurumda kalamıyor. Bilgi edinme başvuruları ve bu kurumların açıklanan kapasiteleri bize en fazla 300 çocuğun bu kurumlarda kaldığını gösteriyor.

* Sayıca çok daha fazla olan ve cezaları henüz kesinleşmemiş, yargılaması devam eden tutuklu ve hüküm özlü çocuklarise kapalı çocuk infaz kurumlarında, hüküm almış çocuklara göre çok daha zor koşullarda tutuluyor. Eşitlik ilkesi ve masumiyet karinesinin varlığına rağmen tutuklu çocukların hükümlü çocuklara kıyasla çok daha zor ve çocuk haklarının temel prensiplerine aykırı koşullarda tutulmaları kabul edilemez. Bu nedenle öncelikle bu konu ile ilgili yasal düzenleme yapılmalı.

Diğer adımlar

Bunların yanında yapılması gerekenleri şöyle sıralıyor:

* Kurumların mekansal koşulları iyileştirilmeli, çocukların eğitim ve aileyle görüşme haklarına erişimleri sağlanmalı, kurumlar acilen bağımsız izlemeye açılmalı.

* Çocuk Koruma Kanunu’nda yer alan tutuklama yasağının kapsamı genişletilmeli. Ceza sorumluluğu yaşı yükseltilmeli ve değerlendirme yöntemlerindeki uygulama sorunları giderilmeli.

* Çocukların toplum içinde eğitim odaklı olarak bir müdahale yöntemine tabi tutulması gerekli. Çocuğun suçtan korunmasının bir hak olduğu unutulmamalı. Çocuğa uygun, yaptığı eylemin yarattığı haksızlığı anlayabileceği ve bir daha böyle bir eylemi yapmaması gerektiğini öğrenebileceği programların tesis edilmesine ihtiyaç var.

* Suçun mağdurunun da bir çocuk olduğu unutulmamalı. Onarıcı adalet anlayışı tesis edilerek mağdurun da yaşadığı haksızlıkla baş etme yolları güçlendirilmeli, korunma ve desteklenme ihtiyaçları ceza yargılamasından bağımsız bir şekilde giderilmeli.

Selmin Cansu Demir hakkında

2008 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu, yüksek lisansını İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İnsan Hakları Hukuku programında yaptı.   İstanbul Barosu Staj Eğitim Merkezi‘nde, stajyer avukatlara yönelik “Çocuk Hukuku” ve “Kurgusal Dava”; CMK Uygulama Servisi Meslek İçi Eğitim Semineri’nde, avukatlara yönelik “Çocuk Yargılaması – Mağdur ve Suça Sürüklenen Çocukların Hakları” derslerini veriyor. Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Hukuk Kliniklerinden sorumlu öğretim görevlisi olarak çalışıyor. (BK)